Cuma, 12 Mart 2010
Üye Girişi
Üye girişi yapıp, haber ve resim gönderebilirsiniz.
Olur İlçesi
İçeriklerimiz

Üye Menüsü
Web Sitesi İstiyorum

Online Üyelerimiz
Online Üyemiz Yok
Ziyaretcilerimiz
Bugün :290
Dün353
Bu Ay :4054
Toplam :196875

Olur Ogretmenevi
A Harfi PDF Yazdır E-posta
(7 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

ABA: Abla

ABAT OLMAK: Çok faydalanmak; çok kâr elde etmek.

ABUL: Bir kaysı türü.

ABZOL: Bir şeyin kenarının düzgün olmaması hali.

AÇIM AÇIM OLMAK: Çok sevinmek.

AF AFTAN: Hiç hesapta yok iken. Bedavadan.

AĞ: Beyaz.

AĞARŞAK: Yün eğirmek için kullanılan iğin alt kısmında teker şeklindeki parça.

AĞARTİ: Peynir ve çökeleklerin ortak ismi.

AĞGÂR: Siyah ve beyaz karışımı renkleri olan keçi ve oğlaklara bu renklerinden dolayı verilen isim.

AĞUZ: Yeni doğum yapmış hayvanların ilk sütü.

AHBUN: Gübre.

AHÇİK: Yaramaz, afacan çocuk

ALAF: Ot ve saman cinsinden, hayvan yiyeceklerinin ortak ismi.

ALAMERÜK: Bir kiraz türü.

ALASEVİYE: gelişigüzel, baştan savma.

ALAŞA: İşveli, cilveli; fahişe.

AMBAR: Dört cephesi de kalın tahtalardan yapılmış kiler.

ANASAR: İnce bulgur.

ANDIR: İşe yaramaz.

ANEK: Karasabanın toprağa saplanan aksamı.

ANIK: Yemeğin üzerine dökülen yağ ve soğan karışımı sos.

ANUR: İzzeti nefis, gurur.

ANURLU: izzeti nefsine düşkün, gururlu.

APAK: Uçuk renk; tertemiz.

ARFANA: Kış gecelerinde bir araya gelen akranların ortaklaşa yaptıkları hamur işi yiyecekler ya da bu toplantıların ismi.

ARKAÇ: Davarın açık havada yattığı yer.

ASBAP: Elbise, çamaşır.

ASILIM: Değerli olan, esas olan.

AŞMA: Kaysı ve erik kurusu.

ATOL: Bir yemlik türü olan kıminin bir alt türü.

AVKE ETMEK: Oyalamak, engellemek, savsaklamak.

AYAKTAN DÜŞMEK: Çok yürümekten ayakların yürüyemeyecek kadar yorgun olması.

AYAKYOLU: WC. Tuvalet.

AYDIN: Alın tüyleri beyaz olan sığırlara verilen isim.

AYVAN: Yüksekçe yazlık ahşap ev.Yorum yok
 
B Harfi PDF Yazdır E-posta
(2 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

BACA: Toprak dam.

BACI: Kız kardeş.

BADİYA: Büyük.

BAGA: Ahırda yemlik.

BAGALARI KAPMAK: Çok zor durumda kalmak. Çok acıkmış olmak.

BAĞDADİ: Ahşap duvar.

BARDAN: Büyük çuval

BARDEL: İşveli, cilveli; fahişe.

BARHANA: Kap kacak.

BARHANALIK: Taşlık, kayalık yer.

BATAL OLMAK: İşe yaramaz hale gelmek, viran olmak.

BATMAN: Sekiz kg’lıkağırlık ölçüsü birimi.

BAYAĞ: Demin, az önce.

BAYIR: Mera.

BEDEVRE: Ağaç çıta.

BEDNAM: İyi olmayan, kötü.

BEDRO: Büyük su kovası.

BEHUZUR ETMEK: Rahatsız etmek, huzursuz etmek.

BEHUZUR OLMAK:Rahatsız olmak, huzursuz olmak.

BEL: Demir kürek.

BESE GİRMEK: Bahis tutuşmak.

BEYBAH: Kalleş, mert olmayan.

BEYHUTLAMAK: Sakinleşme, uykuya geçme; ağrı ve sızının geçici olarak dinmesi.

BICIGİ: Bir tür yabani arı.

BICIK: Uzun ya da küçük kuyruklu bir koyun türü.

BICIRGAN: Sulu yara.

BICIRIK TUTMAK: Ayakların ya da kolun uyuşması.

BICIRIK: Kıvırcık saç.

BILDIR: Geçen yıl.

BILLIK: Keçilerde orta boy kulak.

BIRGI: Ağaç delmeye yarayan matkap.

BİBİ: Babanın kız kardeşi, hala.

BİLEVLEMEK: Kesici aleti keskinleştirmek. Birini bir başkasına karşı kışkırtmak (mec.).

BİNGÜN: Dargın, gücenik, küskün.

BİROYUN: Bir zamanlar, bir kere.

BİŞİ: Bir tür hamur işi yiyecek.

BOĞAZLİ: Obur, iştahı açık.

BOSTAN: Salatalık; sebze tarlası.

BOZ: Hayvanlarda kurşunî renk.

BUHAK: Çene altı; gerdan.

BUHAĞ BAĞLAMAK: Kilo almak, şişmanlamak.

BUHAYRİ: Baca.

BULAMA: Yeni doğum yapan hayvanların ilk sütü ile yapılan bir tür yemek.

BULUL: Hububat saplarından ya da ottan yapılmış büyük demet, yığın.

BURÇ: Ağaç yaprağı ve ağaçların körpe filizleri.

BÜK: Bir tür dikenli çalı ya da bu çalıların bulunduğu yer.

 

Yorum yok
 
C Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

CAĞ: Döner şişi. Örgü şişi.

CALĞAZA: Atılgan, şirret.

CANGAR: Mavi göz rengi.

CANKEŞ: Zayıf, çelimsiz.

CAZİ: Her türlü şeytanlığa aklı eren, ferasetli olan.

CECİM: Bir tür dokuma sergi.

CELEP: Ticarî hayvan sürüsü.

CENDEK: Hayvan ölüsü, leş.

CENGER: Gök mavisi.

CIBIL: Çırılçıplak. Yok yoksul.

CIĞA: Sıska, çelimsiz.

CIĞIZ: Oyunbozan., her şeye itiraz eden.

CILBAĞA: Küçük çocuk.

CILGA: Pulluk.

CINCIK: Süs, boncuk.

CIRCIR: Fermuar.

CIRILMAK: Yırtılmak; zor durumda kalmak, zorlanmak (mec.)

CIRMAK: Yırtmak.

CIVIH: Sulu, katı olmayan. Laubali (mec.)

CİCO: Sulak yer.

CİL: Sazlık otu.

CİMŞİT: Uyanık, gözü açık.

CİNGO: Ceviz meyvesinin üzerindeki yeşil kabuk.

CİSTİK: Erkek ayakkabısı.

CİVİL: Bir tür yağsız peynir.

CİVLEMEK: İnce tiz sesle bağırmak.

COC: Zemini sulu çayır

CONÇ OLMAK: Çok ıslanmak.

COR: Gübre şırası.

CUL: Sidik.

CUMB OLMAK: Toplanmak, bir araya gelmek.

CURUT: Belli belirsiz. Işığı az olan lamba ya da net göremeyen kısık göz.

CÜCÜK: Tavuk yavrusu, civciv.

CÜSET: Dış görünüş, gövde.

CÜSETLİ: İri yapılı, gösterişli.Yorum yok
 
Ç Harfi PDF Yazdır E-posta
(1 oy)
Yazar Selim ÇELİK   

ÇAÇA: Meyve şırası.

ÇAÇO: Atik olmayan,.

ÇAĞIRDAK: Koyunların kuyruk altında oluşan yün ve gübre karışımı yumru.

ÇAKAL: Mavi gözlü.

ÇAKÇAK: Değirmen taşı üzerindeki çıngırak.

ÇAKÇAVEL: Özeliğini kaybetmiş; bozulmuş olan.

ÇALA: Mısır bitkisinin sapı.

ÇÂLÂLİ ÇÛLÂLİ: Sırılsıklam, ıslanmış olarak.

ÇALAM: Kuru dal parçaları.

ÇALAMATARA: Alelacele, iyice düşünmeden hareket etmek.

ÇAMİŞLENMEK: Meyvenin iyice olgunlaşıp tatlandığı devresi.

ÇANA ÇUNA: Atik olmayan, perişan.

ÇANÇ:Çok bol, bol miktarda.

ÇAPAN ÇALMAK: Alkışlamak.

ÇAPO: Atik olmayan.

ÇAR: Yaşmak

ÇAŞUR: Turşusu yapılan bir tür ot.

ÇAŞUT : Casus.

ÇAVAN: Erkeklik oranı.

ÇAVGİL: Ot çekeceği

ÇAYNİK: Çaydanlık.

ÇEBİÇ: Bir yaşını doldurmuş dişi keçi.

ÇEÇ: Yiyecek artığı, posa. Arıların bal koyduğu peteğin artığı.

ÇEÇİL: Bir peynir türü.

ÇEKETE: Kol ağızları ve bel kısmı dar, üst kısmı bol ve pileli bayanların gömlek türü elbisesi.

ÇEKİŞMEK: Kavga etmek.

ÇELENK: Öküzlerde iri süslü boynuz.

ÇELPEŞÜK: Çamur sebebiyle ortalığın yürünemez halde olması. Düzeni bozulmuş, karışık (mec.)

ÇEMKÜRMEK: Köpek havlaması. Boşuna ve gereksiz konuşmak (mec.)

ÇEPER: Çalı çit.

ÇEPİK: Küçük meyve sepeti.

ÇERÇİ : Gezgin satıcı.

ÇERKEZ: Çocuk zıbını.

ÇERMİK : Kaplıca.

ÇERPEŞÜK: Çok yağmur yağması sebebiyle ortalığın çamurlu olması hali.

ÇIÇIRNAG OLMAK: Titreyecek kadar çok üşümek, diş dişe vurmak.

ÇIÇIRNÂK: Çocuk yürüteci.

ÇILIKLAMAK: Üstünü başını yırtarak dövünmek. Birini veya bir şeyi zorla, sürükleyerek götürmeye çalışmak.

ÇILIP: İnce çubuk, körpe filiz.

ÇINTIK: Ufak tefek. Bir tür ahlat.

ÇIPIRT: Göz kenarlarında oluşan çapak.

ÇIRIK: İplik bükmeye yarayan aygıt.

ÇIRILMAK: Bir işi bitirmek için çok gayret sarf etmek. Çok yeyerek mideyi doldurmak, tıka basa yemekten dolayı duyulan rahatsızlık.

ÇIRIM ÇIRIM OLMAK: Çok çalışmak, çok emek sarf etmek.

ÇIRIM ÇIKARTMAK: Çok zor durumda bırakmak.

ÇIRIM ÇIKMAK: Çok zorlanmak.

ÇIRIMLANMAK: Çok çalışmak, uğraşmak, emek harcamak.

ÇIRMIKLAMAK: Tırmalamak.

ÇIRPI: Düz çizgi. Asma hızarla kereste biçerken hızarın gideceği hattı belirlemek için çizilen çizgi, bu çizgiyi çizmek için kullanılan ip.

ÇIRTIM:Çok az, yok denecek kadar az.

ÇISKAL ÇIKARMAK: Seri hareket etmek, hızlı ve çok çalışmak.

ÇISKAL: Kıvılcım.

ÇİÇİ: Çocuk dilinde meme.

ÇİÇİ VERMEK: Çocuğu emzirmek.

ÇİGİRMEK: Vazgeçmek; eskisi kadar hoşlanmamak, beğenmez duruma gelmek.

ÇİGİT: Çekirdek.

ÇİKOTKALI: Hastalıklı, çelimsiz olan.

ÇİLİP: Dalların ince sürgünlerinden yapılan çubuk.

ÇİMMEK: Banyo yapmak.

ÇİNÇAL: Çok ekşi tat.

ÇİNÇAVAT: Görmemiş, görgüsüz, kaba.

ÇİNEL: Zayıf, sıska.

ÇİRAN: Çok ekşi.

ÇİTOZ: Bir kara erik türü.

ÇİYAPER: Açık sarı renk.

ÇOLPA: Atak olmayan; çelimsiz; cesaretsiz.

ÇOMA: Yağlı peynir.

ÇONOZ: Oldukça uzun boylu.

ÇOPUR: Yünün hası ayrıldıktan sonra geriye kalan ikinci kalite kısmı.

ÇOR: Maraz, hastalık.

ÇORLİ: Hastalıklı, illetli.

ÇOSTİ: Yaşlanmış, genç görünümünü kaybetmiş olan.

ÇÖK OLMAK: Seçilmek. Hayvanların türlerine göre ayrılması için verilen komut.

ÇÖLPE: Uyuşuk, hareketsiz, atik değil.

ÇÖRÜŞMEK: Pörsümek.

ÇULUK: Hindi.

ÇUR: Çocukların oynadığı bir oyun türü ve bu oyunda ortada bulunan kale işlevindeki taş.

ÇUR: Çur oyununda kale taşı.

ÇUR: Hayvan memesi.

ÇURUT: Yarı açık.

ÇÜÇÜM: Bütün olarak çıkmış ceviz içi.

ÇÜRÜK: Bir tür çökelek.Yorum yok
 
D Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

DABASKI: Ezilmiş, yassılaşmış. Kabarmamış ekmek.

DACO: Yardımcı.

DADA: Büyük erkek kardeş, ağabey.

DADAŞ: Büyük kardeş, ağabey.

DAL TINGIR: Çırılçıplak, bomboş.

DALAK: Arını bal yaptığı petek.

DAMÇİL: Su damlası.

DANTİ: Hantal; sağa-sola yalpa yaparak yürüyen ya da yürüme.

DARABA: Odaların duvarlarının iç yüzeylerine yaklaşık bir metre yüksekliğinde yapılan lambri.

DARGALA: Sağlamlığını kaybetmiş, dağılmak üzere olan.

DASTAR : Hamurun üstüne örtülen örtü.

DAY DURMAK: Ayakta durabilmek. Bebeğin emeklemeden sonra, ayakta durmaya çalışması.

DAVUDİ NEFES: Çok acele, nefes nefese.

DEGİRMİ: Yuvarlak. Daire şeklinde olan.

DEH ÇEKMEK: Başından savmak, kandırmak.

DEH DEMEK: Eşeğin yürümesi için seslenmek.

DEH DÜŞMEK: Farkına varmak, dikkat etmek.

DEHŞETLİ: Çok iyi.

DEKE ÇEKMEK: Aldatmak, kandırmak, sözünden caymak.

DEN: Hububat tanesi.

DIBIL: Kel.

DIBIZ: Kel.

DIĞA: Küçük çocuk.

DILLO: Sağır. Oynak, uçarı.

DIRAVACI: Her gördüğünden bir şeyler uman. Uyumsuz.

DİREŞ: Uzun boylu.

DIRÇIM: Çok az miktar. Yok denecek kadar az.

DIRÇİK: Tekme.

DIRLAMAK: Gevezelik etmek.

DIŞEYLİ: Kadın, bayan.

DİBEK: Ceviz ağacından yapılan ve ceviz dövmeye yarayan havan.

DİDİNMEK: Çok uğraşmak, zorlanmak; çok emek harcamak.

DİDMEK: Tırmalamak.

DİLDİLİK : İnce elbise.

DİNCELMEK: Dinlenmek.

DİNDİKLEMEK: Karıştırmak. Bir şeyi isteksizce ve seçerek yemeye çalışmak.

DİNK: Bulgur yapma değirmeni.

DİZLİK: Dizlere kadar paçaları olan kadın kilotu.

DOBİ: Ermeni çocuğu (hakaret manasında kullanılır)

DONT: Çok ağır hareket eden, hantal. Kaba-saba, duyarsız.

DOR: Atlarda kahverengi don.

DÖĞÜNEK: Yol uğrağı.

DÖŞÜRMEK: Toplamak.

DÜBÜR: Anüs.

DÜGDİ: Keser ve baltanın keskin olmayan, arka kısmı.

DÜĞMEÇ: Taze ve sıcak ekmeğin tereyağı içerisine doğranmasıyla yapılan yemek.

DÜMSÜK: Yumruk.

DÜMSÜKLEMEK: Yumruklamak. İtip kakalayarak rahatsız etmek.

DÜNEYİN: Dün, geçen gün.

DÜZME: Ahırda hayvanların bağlandıkları yer ve bu yerin altına döşenen tahtalar.Yorum yok
 
E Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

EBBEDİ: Asla, kesinlikle.

ECÜRLENMEK: Dert yanmak, hanini beğenmemek.

EGİŞ: Hamur teknesi kazıyacağı.

EGLEŞMEK: Durmak.

EHMAL: Acele etmeyen.

EKSİK ETEK: Kadın, bayan.

ELCEK: Tutamak.

ELTİ: İki kardeş karısının birbirine göre durumu.

EMİ: Amca.

EN: Hayvanların kulaklarına yapılan nişan.

ENEK : Sabanın toprağı yaran kısmı.

ENİK: Köpek yavrusu.

ERGEN: Bekâr.

ERGİŞİ : Erkek, bay.

ERİŞTE: Ev makarnası.

ERNİKLEŞMEK: Karın erimeye yüz tutmuş hali.

ESGETEK : Kadın.

EVETİ: Acele, tez.

EVLEK: Tarla parseli.Yorum yok
 
F Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

FANMAMAK: gördüğü zararlara rağmen bir şeyden vazgeçmemek.

FARŞ ETMEK: Rezil rüsva etmek.

FEL: Desise, hile, kandırmaca söz ve davranış.

FELLİ: Yapmacık davranış ve işveli sözlerle başkalarını kandırabilen.

FENİKMEK: Yılmak usanmak.

FERİK: Yumurtlamaya yeni çıkmış tavuk.

FIRENGİ: Gömme kapı kilidi.

FIRFIRİK: Rüzgâr gülü. Sözünde durmayan (mec.)

FISTİKLEMEK: Hoplayıp zıplamak, hoplaya hoplaya gitmek.

FIŞKI: Küçük baş hayvan gübresi.

FİLTE FİLTE ETMEK: Paramparça etmek, dağıtmak.

FİLTE: Bir şeyin küçük parçası.

FİRENGİ: Kapı kilidi.

FİSKE: Yakıtı gaz olan ilkel lamba.

FİZAH ETMEK: Bağırmak. Acıya da korkudan feryat etmek.Yorum yok
 
G Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

GÂGÂLA (KÂKÂLA): Bir tür ekmek, bazlama.

GALDAVAR: Üzeri kapalı, önü açık hayvan yemleme yeri, harman.

GALAH : Tezek ya da ot yığını.

GÂVGEÇ: Eğri.

GAYDA: Müzikte makam, ezgi, oyun havası.

GAZIL: Kıldan yapılmış iplik.

GELBERİ: Kurutulmak üzere serilmiş tahılı karıştırma aleti.

GEM: Döven tahtası.

GERZE: İri yarı, hantal görünüşlü.

GEVEN: Topak şeklinde bir tür dikenli ot.

GICIKLANMAK: Huylanmak, şüphelenmek.

GIDIM GIDIM: Azar azar.

GIDİK: Keçi yavrusu, oğlak.

GILDIRİK: Yuvarlak.

GIRGAT: Alıç.

GİLİK: Küçük tandır ekmeği.

GİYASHANE: Çamaşır yıkama yeri.

GİZLİNKUKU: Saklambaç oyunu.

GOBÇE :Düğme.

GOCOR: Gür, uzun, kıvırcık ve karmaşık saç, bu özellikte saçları olan.

GOGOM: Tomurcuk.

GOGOR: Kir.

GOMAÇ: Dürüm.

GOR: Mezar.

GORGOT: Bir yağmur türü olan dolu.

GORT: Tümsek.

GOŞ: Su kabağı. İçi boş, anlayışsız (mec.)

GOTTOZLANMAK : Dik kafalı olmak, kafa tutmak.

GÖK: Ham, olmamış.

GÖN: Hayvan derisi.

GÖRÜM: Geline göre kocanın kız kardeşi.

GÖZE: Pınar.

GÖZÜ DÖKÜLMEK: Gözü üstünde kalmak.

GUD: Bir şeyin kenarı.

GUDİK:Köpek yavrusu.

GULLEP: Menteşe.

GÜDENE: Bir tür geven.

GÜGÜM: Bir tür ağzı dar su kabı.

GÜL: Ekmek ufağı.

GÜLEŞ : Güler yüzlü.

GÜRNEŞ ETMEK: Koyunların güneşten korunmak maksadı ile birbirlerinin gölgesine sığınarak topluluk oluşturmaları.

GÜVEÇ: Yağ ve peynir saklamak için kullanılan bir tür toprak kap.

GÜZLÜK: Sonbaharda ekimi yapılan bir cins buğday.Yorum yok
 
Ğ Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

ĞIRINÇA: Salyangoz. Zayıf, çelimsiz (mecz.).

ĞIRZILLİ: Laf ebesi kadın; çaçaron,

ĞURĞURATLI: Şüpheci. Vesveseli.Yorum yok
 
H Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

HAB: Birkaç ailenin sağdıkları sütleri birleştirerek her gün bir ailenin o sütü değerlendirmek üzere oluşturdukları birliktelik.

HABO: Anlayışı kıt,man kafa.

HAÇAN Kİ: Ha bire, durmadan.

HAFLANMAK: Şüphelenmek.

HAL: Kar küreme küreği.

HALABİ: Bir tür uzunluk ölçüsü birimi. Gereğinden uzun olan.

HALAPORT ÇIKARMAK: Beklenmedik kötü bir duruma sebep olmak.

HALAVATSIZ: Aşırı, fazla.

HALAVAT VERMEMEK: İstenildiği gibi olmamak. Elverişsiz.

HAM: Olmamış, yetişmemiş.

HAMUT: At koşumu.

HANAKLUK: Şaka.

HANAKLUK ETMEK: Şaka yapmak

HANÇULİ KUNÇİLİ: Tahterevalli.

HANDARI OLMAK: Emsali ya da dengi olmak.

HAPİHAPTAN: Birden bire, aniden.

HARAL: Büyük çuval.

HARAP: Bozulmuş, işe yaramaz hale gelmiş.

HARDAMA: Ahşap çatı örtüsü. Değişik evsafta tahta ve kalas birikintisi.

HARHIZ: İç ya da kuyruk yağının eritilmesi sonunda geriye kalan artık.

HARKOS: Tarla sürümünde sabanın ya da pulluğun açtığı ark ya da kanal.

HARMUT: Orta hal. Suyu ılıştırmak.

HARO: Ambarlarda farklı türdeki hububatları ve un koymak için yapılmış tahta bölmeler.

HARTUŞLAMAK:Karıştırmak.

HASIL ETMEK: Elverişli hale getirmek.

HASUT: Kıskanç.

HASUTA: Pekmezin ya da balın yağ ve unla karıştırılması ile yapılan bir tür yemek.

HASUTLANMAK: Kıskanmak.

HAŞAT ETMEK: Perişan etmek, işe yaramaz hale getirmek.

HAŞAT OLMAK: Perişan olmak, eli ayağı tutmaz hale gelmek. Çok yorulmak.

HAŞİL: Elenmiş bulgur incesi ve yağla yapılan bir tür yemek.

HAŞO: Un ve yumurta karışımı ile yapılan bir yemek türü.

HATİL: Kiriş.

HAVREZ: Tarla sürümünde sürüm aracının açtığı iki çukur arasında kalan sürülmemiş kısım.

HAYLAMAK: Herhangi bir tehlikeye karşı çobanın köpeğe yüksek sesle seslenmesi; köpeği kurdun üzerine sürme nidası.

HAZZETMEK: Sevmek, hoşlanmak.

HECİLLENMEK: Mahcup olmak, utanmak.

HEDİK: Kuru mısırın suda pişmişi.

HELEK OLMAK: Çok yorulmak, bitkin düşmek.

HENGÂM: Komik. Esprili olan.

HERK: Nadas.

HERLE: Un çorbası.

HERSLİ: Sinirli, asabî.

HIBAR: Küçük taş.

HILEZ: Küçük kertenkele.

HILLİK: Geniş olan.

HINÇ ETMEK: Sümkürmek. Birini yere yatırıp hareket etmesine mani olmak, etkisiz duruma getirmek.

HINGÂL: Hamur ve etle yapılan bir tür yemek.

HINİK: Burnundan konuşma ya da burnundan konuşan.

HIP ETMEK: Derleyip toplamak, bir araya getirmek.

HIP: iplik çilesi.

HIR: Kavgacı.

HIRA: Çelimsiz, zayıf, sıska.

HIRBO: Küçük, ufak tefek.

HIRÇO: Zayıf, çelimsiz.

HIREK TADMAK: Yemeğin pişerken dibini tutması sunucu oluşan yanık tadı.

HIRHEÇAN: Soluk borusu.

HIRHOŞAF OLMAK: Çok yorgun ve bitkin düşmek.

HIRİK: Kulakları çok kısa koyun, bir tür uzun kuyruklu koyun.

HIRİK: Zayıf, çelimsiz.

HIRLI: Uğurlu.

HIRNO: Burnundan konuşan.

HIRSENK: Nasırlaşmış deri ve kir karışımı cilt görünümü.

HIRTIŞ: Bir şeyin zeminindeki çıkıntı, pürüz.

HIRTİK: Çok bol bulunma.

HIRTLİKTE OLMAK: Çok bulunmak.

HIŞIR: Dolu türü yağış.

HIŞT: Köpeklerin boynuna takılan savunma ve korunma tasması.

HIŞTİK: Öküzlerde uzun ve sivrice boynuz ya da bu tür boynuzu olan öküz.

HIZAN: Yoksul.

HİM: Temel.

HİMİ: Emi.

HOÇ: Sanki. Soru edatı.

HOÇOR: Gelişmemiş, bodur kalmış.

HOD BE HOD Durup dururken, hiç yeri yokken.

HON: Sevimsiz, çirkin, albenisi olmayan.

HORA: Derinin kalınlaşası şeklinde oluşan bir tür mantar hastalığı.

HORATA: Dedikodu.

HORGİ: Kalın kaba kumaş ya da bu kumaştan yapılmış elbise.

HORHOÇAN: Su çevrintisi. Girdap.

HOROM: Ot ya da sap balyası.

HOSAN: Şelâle.

HOŞOR: Kar-dolu arası yaşış. İri taneli tuz ya da buz.

HOŞÜRÜK: Dolu türü yağış. Toz halinde olmayan, iri taneli. Ciltteki alerjiden mütevellit döküntü

HOTAK: Tarla sürerken ağırlık maksadı ile öküzlerin boyunduruğuna binen küçük çocuk.

HOTİKLEMEK: Karıştırmak, kurcalamak.

HOTİKLENMEK: Şüphelenmek, olup biteni sezmek.

HOVİ İNMEK: Hevesi geçmek.

HOVLAMAK: Aniden harekete geçmek, düşünmeden müdahale etmek, atlamak..

HOYRAT: Çirkin, sevimsiz.

HOZAN: Nadasa bırakılmış tarla.

HOZİRİK: Gösterişsiz, çirkin.

HÖLLÜK: İyi havalandırılmış toprak.

HUDEY:Pek gelişmemiş, yabani meyve.

HUNİS: Koyunlarda küçük kulak tipi.

HURÇ: Öte beri koymaya yarayan bir tür çuval.

HURDİHAŞ ETMEK: Kırıp dökmek, işe yaramaz hale getirmek.Yorum yok
 
I Harfi PDF Yazdır E-posta
(0 kere oylandı)
Yazar Selim ÇELİK   

ISKARTAYA ÇIKMAK: İşe yaramak hale gelmek, devre dışı kalmak.

Yorum yok
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 21 Toplam: 28
Güncel Bilgiler

Her Hakkı Saklıdır © 2005 - 2008 Olurluyuz.Com © | Olurun Kültürü... Olurluyuz.Com'u ziyaret ettiğiniz andan itibaren Kullanım Şartları'nı kabul etmiş sayılırsınız. Olurluyuz.Com 'da yer alan her türlü yazılı ve görsel materyalin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasası'na göre suçtur. En iyi görüntüleme için IE 6.0 & Firefox 2.0 ve 1280x800 çözünürlük tavsiye edilir. Bu sayfa özgür bir yazılım olan Joomla! ile tasarlanmıştır. Tasarım: Selim ÇELİK

Ara


Arama

Dost Siteler

Sizden Gelenler

1970 İlkokul Mezunları


Köy evleri 5

İstatistikler
Üyeler: 488
Haberler: 1007
Web Bağlantıları: 44
Olur'un Fotoğrafları

 

Olurluyuz.Net Forum
Dil - Kültür - Folklör