Terörist başı, İmralı sakini, çocuk katili, “Eğer askeri
operasyonlar durdurulmasa 31 Mayıstan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.”
dedi, verdiği sürenin bitiminin ertesi günü İskenderun’da 6 şehit verdik. Biz
İskenderun’daki şehitlere gözyaşı dökerken birileri de sözüm ona ''Rotamız
Filistin, Yükümüz İnsani Yardım'' kampanyası ile Gazze’ye yardım götürmek üzere yola
çıkan gelimlere İsrail askerlerinin operasyon düzenleyip 12 Türk’ü öldürmesi
olayına odaklanmıştı. Evet, orada öldürülenler de her şeyden önce insandı, biz
onlara da üzüldük. Hatta İsrail’i de kınadık. Ama bu olay İskenderun’da şehit
düşen askerlerimizi unutturacak öneme haiz değildi asla. Ne var ki bazı
çevreler İskenderun’da ya da yurdumuzun başka yerlerinde yaşanan terör
olaylarından dolayı hayatını kaybedenleri anmak ya da bu olaylara tepki
göstermek için toplanmak, gösteri yapmak yerine asıl niyetleri yardımdan öteye
gövde gösterisi yapmak ve dikkatleri başka yöne çekmek için İsrail’i protesto maksadıyla
meydanlara indi.
Sahi bu yardım konvoyu neyin nesi idi? Yanı başımızdaki Irak’ta
her gün onlarca Müslüman öldürülürken, onlarca ocak sönerken, onlarca çocuk
öksüz ve yetim kalırken onlara yardım etmeyi, yardım götürmeyi akıllarının
ucundan geçirmeyip Filistin’e koşulmasının sebebi ne olsa gerek? Asıl bunu sorgulamak gerekir.
Bu yardım konvoyunu düzenleyen İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri
İnsani Yardım Vakfı) diye bir kuruluş. Maalesef bu vakfın sicili hiç de temiz
değil. Malum olduğu üzere 1992-1995 yılları arasında Sırplar, Bosna-Hersek
topraklarında, Boşnaklara karşı bir soykırım girişiminde bulunmuştu. Yine hatırlanacağı
üzere İHH vakfı Bosna’ya yardım kampanyası düzenlemişti ve toplanan paraların
büyük bir bölümü, vakfın kasası sayılan ve kamuoyunun Beşir DARÇIN ve Süleyman MERCÜMEK
isimleri ile hatırlayacağı kişiler tarafından Refah Partisinin kasasına
aktarılmıştı. İşte bu usulsüzlük, yolsuzluk ve hırsızlık mahkemeler tarafından
tescil edilince bu vakıf olanları Türk kamuoyuna unutturmak için yıllardır
izini kaybettirdi. Vakıf izini kaybettirdi, yalnız o paralar yani o ekonomik
güç birilerini ülkemizde iktidar sahibi yaptı.
Sonra inananların inancını istismar etmeyi beceren ve insanların
hamiyet duygusunu sömürerek bir yerlere gelmeyi alışkanlık haline getirenler,
İHH sönünce bu sefer de “Fener” yaktılar. Sonra bu Fenerle yurt içindeki ve
yurt dışındaki binlerce insanımızdan yardım adı altında topladıkları paraları
siyasi ve şahsi ikballeri için utanmadan kullandılar. Bu “Fener”’in mumu da Almanya’ya
kadar yandı. Günün birinde Alman adaleti bu “Fener”e üfleyiverdi. Her ne
kadarda ülkemizdeki Fener ehli olanlar olayı örtbas etmeye çalışsalar da artık
“Fener”in ipliği pazara çıkmıştı. Millet, bu ikiyüzlü insanların ikiyüzlülüğünü
anlamıştı artık. Ama onlar arsızlığa ve yüzsüzlüğe devam edeceklerdi elbette.
Alışmış kudurmuştan beterdir, huylu huyundan vazgeçmez hesabı “Yola devam!..”
dediler.
Ne yapalım, ne edelim derken birden tarihin tozlu raflarında
unuttukları İHH akıllarına geldi. Bu vakfı bir yolunu bulup hatırda kalacak ve
hoş intiba bırakacak bir olayla Türk kamuoyunun gündemine taşımalıydılar.
Kolları sıvadılar. Önce yurt çapında ve yurt dışında yaptıkları propaganda
çalışması ile yeteri kadar taraftar ve yardım topladılar. Topladıkları yardımları,
İsrail devletinin olacaklarla ilgili bütün uyarılarına rağmen-Mavi Marmara ve
bir diğer gemi ile Gazze’ye ulaştırmak üzere yola çıktılar. Zaten vakıf
yöneticileri de bir sansasyon olması, dikkatlerin İHH’ye odaklanması için adeta
bir arbede yaşanmasını istiyorlardı.
Peki, bu Mavi Marmara gemisi neyin nesi idi? Bu geminin ilk
sahibi, İstanbul Büyükşehir Belediyesidir. İstanbul Belediyesi bu gemiyi ihale
yolu ile satar. Alan şirket Almanya'da faaliyet göstermektedir. Şirket
sahipleri İHH ve Deniz Feneri ile ilişkili kişilerdir. Bu ilişkinin gözden
uzaklaştırılması için, Mavi Marmara gemisi, Afrika sahillerindeki bir ada
devleti olan ve toplam nüfusu 630 bin olan Comorros (Komor) bayrağına
geçmiştir. Geminin macerası bu…
Daha gemiler limana yanaşmadan İsrail askerleri gemilere
müdahale etti ve bu yüzden 9 insan bana göre pisi pisine öldü. Ölümlerine,
insan oldukları için üzülüyorum, ama ölüm şekilleri dediğim gibi pisi pisine.
Onlar öldüler İHH muradına erdi. Bu ölümler olmasaydı, bu olaylar yaşanmasaydı,
yardım gemisi sesiz sedasız limana yanaşıp yardımları dağıtsaydı İHH’cılar
belki de bundan daha fazla üzüleceklerdi. Çünkü başta da söylediğim gibi
onların maksadı yardım yapmaktan ziyade, dikkatleri İHH üzerine odaklamaktı. Hem
de bekledikleri gibi oldu.
İHH’cıların art niyetli oldukları aynı gün İskenderun’daki 6
şehidimiz için gözyaşı dökmek yerine Gazze olayını dillerine pelesenk
etmelerinden, İskenderun olayını protesto etmek için meydanlara inmek yerine
Gazze olayı için mitingler düzenlemelerinden hatta Sayın Başbakanın İskenderun
baskınında şehit düşenlerin cenaze merasimine katılmak ya da yaralıların
ziyaretine gitmek yerine Gazze’den gelen yaralıları hastanelerde ziyaret
etmesinden belli.
Peki, Gazze olayını terazinin bir kefesine, İskenderun olayını
terazinin diğer kefesine koysak hangisi ağır tartar dersiniz? İHH’cılara göre
Gazze olayı… Zaten böyle bir değerlendirme yaptıkları fiillerinden ve
ifadelerinde de anlaşılıyor. Ama bence bu iki olayın kıyaslanması bile
İskenderun’da şehit düşenlerin ruhunu incitir, gazilerin yarasını kanatır. İşte
sebepleri:
1.
İHH’cılar sonucunu bile bile insanları ölüme götürmüşlerdir.
2.
İHH’cıların niyeti Gazze’ye yardım götürmekten ziyade gövde
gösterisi yaparak sansasyonel bir olayla İHH’ı Türk ve dünya kamuoyuna yardım
sever bir kuruluş olarak takdim etmek. Öyle olmasaydı sokağa fırlayıp her türlü
yardımı toplamak için dünyayı dolaşanlar, PKK’nın şehit ettiği bir Mehmetçik’in
geride bıraktığı dul ve yetimleri için bırakın yardım toplamayı bir Mevlid
okuturlardı.
3.
Bunların yardım yapmak için gittikleri coğrafyada yaşayanlar bir
zamanlar Osmanlıya en büyük ihaneti yapanlardır. Dilim varmıyor söylemeye, ama
aslında o coğrafyada yaşayanlar bu gün yaptıkları ihanetin bedelini ödüyorlar.
4.
Yine İHH’nın yardım etmek istediği halkın lideri Yaser Arafat,
1975 yılında, Kıbrıs Rumlarına; "Biz
sizleri kardeş mücadeleciler sayıyoruz, sizin zaferiniz bizim de zaferimiz
olacaktır. Çünkü düşmanımız ortak düşmandır." demiştir. Makarios
öldüğünde bütün Arap Ülkeleri 3 gün yas ilan etmiş ve bayraklarını yarıya
indirmişlerdir.
5.
İHH’cılar ve onların müsebbibi oldukları olaylarda art niyet
vardır, çünkü Filistin ve Gazze için, gözyaşı dökenler; Kerkük, Telafer, Doğu Türkistan,
Keşmir, Pakistan ve Afganistan'da ölenler için yani Türkler için parmaklarını
kıpırdatmazlar.
Velhasıl kelam bu iki olay Türk milleti penceresinden
değerlendirildiğinde aralarında kıyaslanamayacak kadar fark vardır.
Üstelik Gazze olayında onca insanın ölmesine adeta seyirci
kalındı. Çünkü İHH, olaydan nemalanmayı planlamıştı. Hiç öyle olmasaydı, İsrail
devleti yardım gelimlerinin limana yanaşmasına müsaade edilmeyecek dediği ve
dediğini yapacağı bilindiği halde yola çıkılır mıydı?
Hadi onlar inadım inat dediler ve yola çıktılar, peki, akıbeti
beli bu olaya niçin devlet yetkililerimiz müdahale etmediler bu
maceraperestlerin insanları bile bile ölüme götürmesine göz yumdular?
İlla yola çıkılacaktıysa BOP eşbaşkanının, bir eşbaşkan olarak
İsrail devletinden müsaade alacak kadar yetkisi yok muydu?
Samsun-Ceyhan Boru Hattını dünürlerinin şirketine İsrail’den
ihalesiz alanların, bu yardım konvoyunun Gazze’ye gitmesine müsaade alacak
kadar İsrail devleti nezdinde hatırları sayılmaz mıydı?
Acaba Sayın Başbakan canı gönülden “dostumuz” dediği İsrail
devletinden rica etseydi, 2004 yılında AJC (Amerikan Yahudi Kongresi)
tarafından kendisine verilen "Cesaret Ödülü" madalyasının hatırına
yardım konvoyunun Gazze’ye gitmesine izin vermez miydi? Hiç dost, dost dostun
hatırını kırmak ister mi?
Demek ki böyle olması gerekiyormuş. Her şey olup bittikten
sonra; kan döküldükten, ocaklar söndükten ve canlar yandıktan sonra yalandan
efelenmenin bir âlemi yok. Göreceksiniz bu olayın akabinde yüksek perdeden
atılan nutuklar, savrulan tehditler ve meydan okuyuşlar boşlukta kaybolup
gidecek ve söylenilenler kesinlikle uygulamaya konulamayacaktır. Ölenlerin
öldüğü yanlarına kâr kalacak.
Ne diyelim, Rabbim şer niyetli insanların şerrinden bizleri
muhafaza buyursun. Rabbim, art niyetli ve ikiyüzlü olanlara emellerini
gerçekleştirme hususunda fırsat vermesin.