Anneler Günü

PDFYazdırE-posta

(1 oy, average 5.00 out of 5)
“Ana gibi yâr, vatan/baÄŸdat gibi diyar olmaz.”

Anna Jarvis’in kaybettiÄŸi kendi annesi için 1908 yılında baÅŸlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında geniÅŸledi. Zamanla baÅŸka ülkelere de yayıldı. Annelere armaÄŸan edilen bu özel gün, ülkemizde ise 1955 yılından bu yana kutlanmaktadır. Dünya ülkeleri bu günü yılın deÄŸiÅŸik günlerinde kutlarken ülkemizde ise mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü olarak kutlanmaktadır.

 

Her ne kadar da bir takvim yılının bir günü, bütün dünyada “Anneler Günü” olarak kutlanıyorsa da bu bir günü annelere atfetmek, onların deÄŸerini layıkı veçhile takdir etmemize yetmez. Yaradan’ın izni ile bu güzelim dünya nimetlerini tatmamıza, onları görmemize, onlardan faydalanmamıza; kısacası nimetlerin en nadide olanı bu hayatı doya doya yaÅŸamamıza vesile olan eÅŸref-i mahlûkun da en ÅŸereflisi, en asili “ANNE”lerimize deÄŸil yılın bir gününü, bütün bir yılı bahÅŸetsek yine azdır.
 
 
Annelik, çile demektir, eziyet çekmek demektir, fedakârlıkta bulunmak demektir, ÅŸefkat demektir, merhamet etmek demektir, ilanihai sevmek demektir… Ama bütün bu duygularla mücehhez olmayı karşılık beklemeden yapma demektir. Herkes, her yaptığı iyiliÄŸin karşılığını az ya da çok bekler; ama anneler asla… Onlar hiçbir karşılık beklemeden hep verirler.
 
 
AnneliÄŸin çilesi ve eziyeti, anne adayının; doÄŸduÄŸu, büyüdüÄŸü, alıştığı kendi aile ortamından ayrılmak isteyip alışık olmadığı, kendine tamamen yabancı baÅŸka bir aile ortamına gitmesi ile baÅŸlar. Bu ayrılığı anneden baÅŸka kim kabullenebilir, kim baba ocağını terk edip huyu huyuna, suyu suyuna yabancı, örf ve adetleri farklı baÅŸka bir aile ortamına gitmede anne kadar gönüllü olabilir?
 
 
Sonra arkasından dokuz ay karnında taşıyacağı yavrusunun ağırlığına, vereceÄŸi eziyetlere ve sancılara tahammül sırası gelir. Sonunda anne, nur topu gibi yavru dünyaya getirir, ama yavru dünyaya gelirken geldiÄŸi âlemden annesine, annesi yaÅŸadıkça onunla var olacak envai tür sıkıntılar da getirir. O yavrunun dünyaya gözlerini açışı ile anne, bu yeni sıkıntıları da yaÅŸamaya, yaÅŸarken hiç halinden ÅŸikâyet etmeden onlara rıza göstermeye devam edecektir.
 
 
Anne için artık uykusuz geceler dönemi baÅŸlamıştır. Her gece defalarca uykusu bölünür. Günlerce uykusuz kalır. Ama asla bundan dolayı ÅŸikâyetçi olmaz, olamaz. Çünkü o bir annedir. BaÅŸka sebeplerden dolayı, mesela eÅŸi tatlı uykusundan uyandırıp bir gecede, bir sefer kendisinden su getirmesini istese bunu bile yadırgar da yavrusunun geceler boyu uykusunu bölmesine isyan etmez asla. Anne olmayan birine iki yıl boyunca günde yirmi defa gömleÄŸinin göÄŸsündeki düÄŸmelerini sadece açıp kapatacaksın desek, ona bunu bile yapmak zor gelir de; annedeki fedakârlık duygusu ne kadar büyüktür ki kanından, canından, bedeninden süzülüp gelen sütünü bile iki yıl boyunca her gün defalarca hiç yüksünmeden hem de büyük bir gönül hoÅŸluÄŸu ile emzirir yavrusuna.
 
 
Anne, dilsiz yavrusunu dillendirir; oturmasını bilmeyen yavrusuna emeklemeyi, sonra elinden tutarak ona yürümeyi öÄŸretir. Yavrusu yürürken düÅŸüp canını acıtınca, en az onun canı kadar annenin canı da acır. Yemek yemeyi öÄŸretir, elbiselerini giyinmeyi öÄŸretir… Kısacası hayatı öÄŸretir yavrusuna.
 
 
Okul çağı gelince onunla okula baÅŸlar, hatta onu okula alıştırmak için günlerce onunla aynı sırayı paylaşır. Okul çıkışlarında onu yaÄŸmur, çamur; soÄŸuk, sıcak demeden okul kapısında bekler. Yavrusu okula giderken onu evinin penceresinden takip eder. Gözden kayboluncaya kadar gözleriyle onun arkasından gider. Her gün, üÅŸenmeden, yavrusunun beslenme çantasına onun hoÅŸuna gideceÄŸini düÅŸündüÄŸü yiyecekleri koymaya çalışır. Yavrusunun okuldan dönmesini her gün eksilmeyen bir heyecanla bekler. Her gün onu kapıda karşılar. O, okuldan dönünce de bir taraftan ona tekrar kavuÅŸmanın sevincini yaÅŸarken bir taraftan da beslenme çantasını kontrol eder. Beslenme çantasına koyduÄŸu yiyeceklerin yenmiÅŸ olması anne için baÅŸka bir güzelliktir. Sofrada, yavrusu karnını doyurmadan kendi karnını doyurmayı bile düÅŸünmez. Yemez yedirir, giymez giydirir.
 
 
Okul biter, okullar biter, ama ne annenin sıkıntıları biter ne de yavrusuna olan sevgisi ve ÅŸefkati azalır. Yavrusu büyüdükçe onun dertleri, sıkıntıları da büyür adeta. EÅŸ derdi, iÅŸ derdi, aÅŸ derdi baÅŸlar. Annenin bütün muradı artık evladının iyi bir iÅŸ sahibi olması ve helal süt emmiÅŸ birisiyle evlenip aile saadetine eriÅŸmesidir. Tabii ki sonra da torun torba sahibi olmak… Elbet bir gün bu muradı da gerçekleÅŸecektir, ama her gerçekleÅŸen arzusu beraberinde bir ya da birçok sıkıntıyı da getirecektir.
 
 
Velhasılı kelam annenin; derdi, tasası, kederi, acısı, ıstırabı o yaÅŸadıkça hep var olacaktır. Yaradan ona öyle bir dayanma gücü vermiÅŸ, onu tahammül ve sabır nimetleri ile öyle mücehhez kılmış ki dertlerinden, sıkıntılarından asla ÅŸikâyetçi olmaz.
 
 
Annelerin iÅŸi gerçekten çok zor, ama bana göre asıl iÅŸi zor olan evlatlar.
 
 
Acaba biz evlatlar olarak annemizin bizim için çektiÄŸi bunca cefanın karşılığında, onlara olan borcumuzu ödeme hususunda yeteri kadar gayret gösteriyor muyuz? Onları mutlu edebilmek için, bizim için bizlerden beklediklerini ne ölçüde gerçekleÅŸtirebiliyoruz? Onların adeta bir çocuk gibi yakın alakaya, yardıma ve bakıma ihtiyaç duydukları yaÅŸlılık dönemlerinde, onların bizi büyütürken bize gösterdikleri ihtimamın ne kadarını onlara gösterebiliyoruz? Aslında onların bizden beklediÄŸi fazla bir ÅŸey yok. Bizlerden canı dilden “anne!” dedemizi bekliyorlar. Boyunlarına sarılıp hal hatırlarını sormamızı istiyorlar. Onları dinlememizi ve anlamamızı arzu ediyorlar. Bir güler yüz, bir tatlı dille muamele etmemizi diliyorlar.
 
 
Fırsat, avucumuzun içindeki bir kuÅŸtur. O kuÅŸ, avucumuzun içinden uçup gitmeden sebeb-i hayatımız anne ve babamıza karşı mesuliyetlerimizi yerine getirmede acele edelim. Yarın bir gün bu fırsatlar kuÅŸ olup uçacaktır. Ondan sonra “keÅŸke!” demenin bir faydası olmayacaktır. Ne mutlu anne-babasına hizmet fırsatını zamanında deÄŸerlendirebilenlere.
 
 
Yüce yaradanİsra suresinde:
“Rabbin, ana-babaya iyilik etmenizi emretti...” (17/23 ) ve
Lokman Suresinde:
“Biz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye ettik. Annesi zayıflık üstüne zayıflık çekerek onu (karnında) taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (Onun için biz insana): “Bana ve anne-babana ÅŸükret” diye tavsiyede bulunmuÅŸuzdur. DönüÅŸ, ancak Bana’dır.” buyurmaktadır.
 
Bu inananlar için ilahi bir emirdir. Ana, babaya iyilik etmekle görevlendirilen bizlerin iÅŸi gerçekten zor. Çünkü o “iyilik”le kastedildiÄŸi miktarda iyilik yapmaya ne yaptığımız iyilikler kâfi gelir ne de o miktarda iyilik yapmaya ömrümüz yeter. Ne mutlu bu emre matuf olup bu emrin icaplarını yerine getirebilenlere.
 
 
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in huzuruna bir adam geldi ve:
-Yâ Rasûlallâh! Anam iyice ihtiyarladı. Ben onu kendi ellerimle yediriyor, içiriyor ve sırtımda taşıyorum. Hâsılı her türlü ihtiyacını karşılıyorum. Mükâfata hak kazandım mı, dedi.
Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz cevaben:
-Hayır, bu senin yaptıkların, ananın senin üzerindeki haklarının yüzde birine bile karşılık deÄŸildir. Fakat sen, iyilik ediyorsun. Allah sana bu az iyilik karşılığında çok sevap verir, diye buyurdular.
 
Bu hadis-i ÅŸerif de anaların haklarının bu dünyada kolay kolay ödenemeyeceÄŸinin açık delilidir. Biz evlatlara düÅŸen, onlara hizmette kusur etmemek. Onları başımızın tacı saymak. İnÅŸallah Rabbim bir iyiliÄŸimizi ya da bir hizmetimizi bin sayar da onlara borçlarımızın hiç deÄŸilse bir kısmını ödemiÅŸ oluruz.
 
 
Peygamber Efendimiz "Cennet annelerin ayakları altındadır" (Nesâî, Cihad, 6)buyurmuÅŸtur.
Bu hadise göre anne adeta cennet kapılarının anahtarıdır. O kapıları aralayabilmek için, annelerimizin rızasını kazanmak, onlardan helallik almış olmak ÅŸart. Bir kiÅŸi, nefsini annesinin ayaklarının altına eÄŸilecekÅŸekildene kadar küçültürse Allah indinde o kadar yücelmiÅŸ ve cennete girmeyi o kadar hak etmiÅŸ olur. Rabbim bizleri bu ayet ve hadislerin gerektirdiklerini yerine getirenlerden eylesin.
 
Bu müstesna günde bütün annelerin ellerinden öpüyorum. Çünkü o eller, en öpülecek ellerdir. Rahmet-i Rahmana kavuÅŸan annem için yazdığım bir ÅŸiirimi de bütün annelere “Anneler Günü” hediyesi olarak sunmak istiyorum.
 
 
ANNECİĞİM
 
 
Hasretlik kor ateÅŸ, yakar içimi,
Seni çok özledim bil anneciÄŸim.
Görmek ümidiyle dalarım bazen
Rüyamda yanıma gel anneciÄŸim.
 
 
Ne uzun yolculuk; giden dönmüyor
Öyle bir ateÅŸ ki harı sönmüyor
Ne söylesem gönül söze kanmıyor
GözyaÅŸlarım artık sel anneciÄŸim.
 
 
Ağlasam, sızlasam, etsem de feryat
Anlamı kayboldu, beyhude hayat
Sensiz zaman geçmez, iÅŸlemez saat
Günler ay, aylarsa yıl anneciÄŸim.
 
 
Sen gittin mevsim güz, gelmiyor bahar
Ben aÄŸlarım, gece aÄŸlar, gün aÄŸlar…
Goncası açmadı, gülleri solar
Sensiz hayat artık çöl anneciÄŸim.
 
 
Hayalin gözümün önünde tüter
Ya gel ya geleyim; ayrılık beter
Okşasın başımı o bana yeter
Cennetten uzanan el anneciÄŸim.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

İlçenin ilk bilinen adının "Tavusker" olduğunu biliyor musunuz?