Zaman
su gibi akıyor. Daha dün gibi gelen çocukluk yıllarımızla birlikte
insanoğlunun yaşayışında da ani ve çok çeşitli değişiklikleri müşahede
ediyorum. Şehir hayatındaki kadar olmasa da köy hayatında da bir insan
ömrü kadar kısa bir sürede çok şeyin değiştiğini görüyorum.
Bizim
kuşağın çocukluk yıllarında çayır, tarla ne varsa tırpanla biçilirdi.
Hatta orak kullanıldığını bile hatırlıyorum. Biçin zamanı şöyle bir
arazide dolaşacak olsan her taraftan, tırpancıların tırpan döverken
çekicin örsün üzerindeki tırpana değdiğinde çıkardığı ritmik çekiç
seslerini duyardın. Bu sesler hoş seslerdi. Boşlukta yankılanır, biri
diğerine eşlik eder ve sonra boşlukta kaybolur giderdi. Arkasından
tırpanın ota değdiğinde çıkardığı ıslık sesine benzer sesler duyulurdu.
Bu seslere çekirge ve ağustos böceği sesleri karışırdı. Eğer vakit gün
ortası ise börtü böcek sesleri daha bir artardı. Hatta biçin zamanı
temmuz sıcağının bile sesi duyulurdu. Hele ot, sap taşıma dönemindeki
öküz arabası/kağnı gıcırtıları bambaşka idi. Bazen uzun hava formunda,
bazen daha hareketli; ama kulağa hep hoş gelirdi. Birkaç kağnı sesi
birbirine karıştığında da sanki bir orkestra dinliyormuşum gibi olurdum.
Çayırlar,
tarlalar tırpanla biçilir; dirgenle, tırmıkla toplanırdı. Eğer
toplanacak olan otsa ya horom yapılıp yığılır ya da öylece yığın
yapılırdı. Yağmurun zarar vermemesi için de yığınların koni şeklinde
yapılmasına itina gösterilirdi. Yığının yığma işi bittikten sonra,
yığından dökülen, sarkan otlar tırmıkla, genç kız saçı tarar gibi
taranır, yığının yere temas eden kenarları önce tırmıkla sonra da
dirgenle içe doğru bastırılırdı. Hatta işinin ehli olanlar, yığının
tepesine taş atmak yerine, yığındaki otları yağmurdan iyice
koruyabilmek için bir de kem (ot ip) büker ve yığının tepesinden aşağı
doğru sarkıttıkları kemlerin ucuna özene bezene taş bağlarlardı.
Eğer
toplanacak olan ekinse durum değişirdi. Biçilen güzlükse, her
tırpancının arkasına bir desteci takılır, zoğdan aldığı sapları düzgün
bir şekilde deste yapar; destecinin arkasından gelen de beş-on sapı ip
şekline getirir ve destenin ortasından sıkıca bağlardı. Biçme ve deste
yapma işi bitince de desteler yığın yerlerine toplanır,
başakları/kelleleri içe gelecek şekilde üst üste konularak silindir,
kare ya da dikdörtgen yığınlar yapılırdı.
Buğday,
arpa sapları bazen de horom yapılırdı. Horom yapmanın çok meşakkatli
olduğunu hatırlıyorum. Bir kişi dirgenle bir miktar sapı
diderek/karıştırarak bir araya toplar. Toplanan bu saplara tapıl
denirdi. Horomcu, bir elini tapılın altına sokar, diğer elini de
tapılın üstüne koyar. İki eliyle sıkıştırdığı tapılı önce boyunca
yukarı doğru kaldırır sonra da rulo şeklinde sıkıca kıvırmaya
başlayarak yere kadar iner. Bir dizini sap rulosunun ortasına koyarak
rulonun bir tarafındaki sapları toplar büker ve dizinin altına
sıkıştırır, sonra da aynı işlemi diğer tarafta yapar. Artık horom
bitmiştir. Horomcu bu sefer dizini yere koyar ve koltuğunun altına
sıkıştırdığı horomu kaptığı gibi yığın yerine gider. Horom yığını da
oldukça estetik görünümlü olurdu. Yan yana iki, üst üste dört sıra
olur; üsteki iki horom da tek horomla birbirine bağlanırdı.
Ekinler nadiren de olsa her hangi bir işleme tabi tutulmadan yani naşal olarak da yığılırdı.
Ve
bütün bu işler insan gücü ile yapılırdı. Bu işlerin
gerçekleştirilmesinde her yaştaki aile ferdine iş düşerdi. Biçme ve
horom işi erkeklere aitti. Kadınlar deste-bağ yaparlar. Büyük çocuklar
kadınların yardımcısıdır. İş yapabilecek küçük çocuklar ise yığın
çiğner, su taşır ve morbetlik ederlerdi. Tırmık çekme, dirgenle toplama
işini her yaştakiler yapardı.
Şimdilerde
artık bu anlattıklarımın çoğunu bizim köyümüzde bile görmek çok mümkün
değil. Çünkü hayat makineleşti. Hayatımıza makine girdi. Artık arazide
çekiç sesi, tırpan sesi duyulmuyor. Motor sesinden çekirgelerin sesi
bile işitilmiyor. Arazide duyulan sesler, kulağa hiç de hoş gelmeyen
mekanik sesler. Artık arazide müzikalite kalmadı. Kulaklarımız
alıştığımız o seslere hasret.
Toprak
artık traktörle ekiliyor, ekinler ve otlar traktörün arkasına takılan
bıçakla biçiliyor, traktör tırmığı ile toplanıyor ve yine traktör
römorkları ile taşınıyor. Makineleşmek daha az insan gücü demek. Gerçi
köylerimizde tarımın makinelerle yapılması, insanımızın işini
kolaylaştırdı; fakat diğer taraftan da tarifi mümkün olmayan bir takım
güzelliklerin köy hayatına elveda demesine sebep oldu.
İstesek
de istemesek de zaman değiştiği müddetçe-ki kaçınılmaz-hayatımızda da
değişikliklerin olması mukadderdir. Bize de bu durumda tatlı hatıralar
ile avunmak kalıyor. Bu gün köyümüzde ot, sap taşımak için kullanılan
kızaklar yok. Hatta seneye kağnı görmek bile belki de mümkün olmayacak.
Otu ve ekini orakla biçeni de çırayla arasanız bulamazsınız. Tarlasını
karasaban ile süren çiftçi de göremezsiniz. Ne de sapların dövenle/gem
tahtası ile dövülmesi olayına şahitlik edecek elimizde bir fotoğrafımız
var. İstedim ki bari şu tırpan ve tırpancılar da tarih olmadan onları
kayıt altına alalım. Son nesil diyebileceğimiz tırpancıların birkaç
tanesine ait bir videoyu sizlerle paylaşmayı uygun buldum. Eminim ki
benden büyük olanlar ve yaşıtlarım seyredince gönül telleri titreyecek,
içlerinde bir şeylerin kıpırdadığını hissedecek ve bir iç
geçireceklerdir. Tırpanı tanımamış olan gençlerimiz ve çocuklarımız da
“Demek tırpan denilen alet buymuş ve onunla böyle ot, ekin
biçiliyormuş.” diyeceklerdir.